Oyun dünyasında son yıllarda yaşananları uzaktan izleyen biri için tablo ilk bakışta çok da kötü görünmeyebilir. Yeni konsollar hâlâ satıyor, büyük markalar reklamlarını döndürmeye devam ediyor, vitrinlerde dev bütçeli oyunlar eksik olmuyor. Ancak perde arkasına biraz yakından bakınca, özellikle de oyun haberlerini düzenli takip eden biriysen, oyun sektörünün ciddi bir krizin içinde olduğunu görmemek zor.
Aslında bu gidişat yeni değil. Mevcut konsol neslinin yaklaşık ilk yılından sonra, yani Covid etkisi ortadan kalkmaya başladığında, işlerin pek de yolunda gitmediği netleşmişti. O dönemden itibaren batılı oyun şirketlerinin aldığı kararlar, yapılan yatırımlar ve görmezden gelinen riskler bugünkü tabloyu hazırladı.
Herkes Call of Duty oynarken sorunlar büyüdü
Elbette herkes bu tabloyu fark etmek zorunda değil. Yılda bir kez Call of Duty alan ya da EA Sports FC oynayan biri için sektörün genel sağlığı çok da önemli olmayabilir. Oyun, onlar için haftada yarım saatlik bir eğlenceden ibaret.
Ama oyun oynamak senin için sadece zaman öldürmekten fazlasıysa, işler ciddi şekilde endişe verici bir noktaya gelmiş durumda. Öyle ki, artık üç A oyunların geleceği bile sorgulanır hale geliyor.
Kötü haberler artık istisna değil
Sadece son haftalara bakmak bile yeterli. Xbox satışlarının düşmesi, Ubisoft’un ciddi şekilde sarsılması, perakende tarafında GAME’in çöküşü gibi haberler peş peşe geldi. Bunların hiçbiri aniden ortaya çıkmadı. Yıllardır biriken sorunların sonucu olarak karşımıza çıktılar.
Asıl sorun şu:
Bu problemler uzun süredir biliniyordu ama ya görmezden gelindi ya da bilinçli olarak ötelenip durdu.
Büyük markalar, büyük hatalar
Bugün gelinen noktada tablo oldukça karanlık. Call of Duty’nin bile sallanıyor olması, Activision için doğrudan bir tehdit anlamına geliyor. Çünkü şirket, neredeyse tüm yumurtalarını bu sepete koymuş durumda.
Ubisoft ise yıllardır süren yanlış yönetim kararları yüzünden adeta uçurumun kenarında duruyor. EA, devasa borç yükünün altına girmiş halde ve bu borcun arkasında yaratıcı riskler değil, yöneticilerin finansal tercihleri var. Take-Two tarafında ise yıllardır beklenen GTA 6 hâlâ ortada yok ve bu durum Rockstar gibi bir stüdyo için bile sabırları zorluyor.
Bunların hiçbiri tesadüf değil. Ortada açık bir yönetim krizi var.
Sorun paradan çok zihniyet
Bu noktada asıl can sıkıcı olan şey, bu şirketleri yöneten insanların oyunla neredeyse hiçbir bağının olmaması. Bu isimler için oyun sektörü, araba satmaktan ya da fast food zinciri yönetmekten farksız. Oyun onlar için bir sanat formu değil, sadece bilanço kalemi.
Bu yöneticilerin büyük kısmı geliştirici değil, tasarımcı değil, sanatçı değil. Oyun üretmenin ne anlama geldiğiyle ilgilenmiyorlar. Dolayısıyla sektörün geleceğiyle de ilgilenmiyorlar.
Kimse kendi şirketini bile umursamıyor
Daha da kötüsü, bu yöneticiler kendi şirketlerinin uzun vadeli sağlığını bile pek dert etmiyor. Çünkü işler kötüye gittiğinde onları bekleyen şey bir işsizlik kuyruğu değil, altın paraşütler.
Oyunların giderek pahalı hale gelmesi, konsol satışlarının düşmesi gibi konulara çözüm üretmemelerinin nedeni de bu. Onlar için yarın ne olacağı önemli değil. Bugün aldıkları primler yeterli.
Gerçekten şunu sormamak zor:
Yarın görevden alınsalar, Phil Spencer ya da Take-Two’nun tepesindeki isim maddi olarak zor duruma düşer mi?
Çözüm var mı? Pek görünmüyor
Bu noktada net bir çözüm sunmak da zor. “Şirketlerin başına oyuncular gelsin” demek kulağa hoş geliyor ama gerçekçi değil. Bütçelerin düşeceğine, daha küçük ama yaratıcı projelere yönelineceğine dair de bir işaret yok.
Üstelik Clair Obscur: Expedition 33 gibi daha mütevazı bütçeli projelerin başarısı ya da indie oyunların yükselişi bile batılı devlere ders olmuyor. Her şey aynı şekilde devam ediyor.
Bu gidişatın sonu belli:
Bir başka sektör çöküşü.
Umut Asya’da ve bağımsız sahnede
Yine de her şey karanlık değil. Umut veren gelişmelerin neredeyse tamamı Asya’dan geliyor. Japon şirketler hâlâ çok daha sağlıklı bir noktada duruyor.
Resident Evil Requiem için gelen övgüler, Capcom’un kazandığı parayı daha yaratıcı ve riskli projelere ayırması, oyun kültürüne verilen değeri gösteriyor. Square Enix son dönemde kendini toparlamaya başlamış gibi duruyor. Konami, Silent Hill gibi markalarla doğru adımlar atınca bunun karşılığını almaya başladı.
Buna ek olarak Çin ve Güney Kore’nin konsol pazarına daha ciddi şekilde girmesi, sektöre taze bir kan getiriyor. Garip bir zamanlama olabilir ama yine de hiç yoktan iyidir.
Batılı devlerin elinde sadece pazarlama kaldı
Bugün büyük batılı yayıncıların elinde kalan tek güçlü silah, devasa pazarlama bütçeleri. Bu bütçeler, hasarı bir süre daha gizlemelerini sağlayabilir. Ancak sorunlar ortadan kalkmıyor, sadece halının altına süpürülüyor.
Microsoft, EA, Ubisoft ve benzeri şirketlerin kendi kendine açtığı yaralar giderek daha derin hale geliyor. Bu noktadan sonra bu yaraların ölümcül olmaması zor.
Açıkçası, tüm bu tabloya baktıkça üzülmek de zorlaşıyor. Oyunları seven, oyun yapmayı gerçekten önemseyen insanlar sektörde hâlâ var. Ama karar mekanizmaları onların elinde değil. Ve bu değişmediği sürece, batılı oyun sektörünün toparlanması pek mümkün görünmüyor.