The Odyssey Boykotu Fena Çuvalladı
“Woke” oyuncu seçimleri ve tarih dışı tercihler üzerine kopartılan tüm histeriye rağmen, Christopher Nolan’ın destansı filmi açılış haftasında dünya çapında 200 milyon dolar hasılat yapma yolunda ilerliyor.
Filmin vizyona girdiği gün, şafak vakti uyandım ve Christopher Nolan’ın The Odyssey (Odysseia) filmini, kuzeydoğuda geniş formatlı, süper yüksek çözünürlüklü 70 mm IMAX filmleri gösterebilecek donanıma sahip nadir sinemalardan birinde izlemek için Philadelphia banliyölerine doğru 40 kilometre yol teptim.

Sinemaya vardığımda, “NOLAN” yazılı sweatshirt’ler ve Letterboxd beyzbol şapkaları giymiş, ağırlıklarını bir ayaktan diğerine vererek sinemanın dışında homurdanan aylak gruplarıyla karşılaştım. Elektrikler kesilmişti ve The Odyssey‘nin sabah 8 seansı iptal edilmek zorundaydı. Stresli çalışanlar, (bilgisayarlar tekrar çalışmaya başladığında) para iadesi yapmak için bilet numaralarını elle not alıyor ve özür dileyerek telafi kuponları dağıtıyordu. Sinemaseverler, filmi –amaçlanan formatta, mümkün olan en erken saatte– izleyememekten ve bir günlük ücretli izinlerini (PTO) boşa harcamaktan yakınıyorlardı. Aklımdan bir düşünce geçti: Acaba bu bir sabotaj mıydı?
Antik Homeros destanının Nolan imzalı gişe rekortmeni uyarlamasına yönelik tehditler, temelde duyurulduğu ilk günden beri filmin peşini bırakmadı. Bizzat Elon Musk tarafından kendi yankı odasına dönüşen sosyal medya platformunda meşrulaştırılan ve sesi yükseltilen sürekli çevrimiçi (terminally online) belli bir sağcı kesim, filme ve halkın filme yönelik coşkusuna karşı adeta kürek çekiyordu. Çoğunlukla aptalca olan bir sürü nedenden ötürü –Siyahi ve trans oyuncuların seçilmesi veya kurnaz Odysseus rolünde Matt Damon’ın oynaması; Amerikanlaştırılmış İngilizce şivesi; tarih dışı gemi tasarımları; fragmanda Tom Holland’ın “baba” (dad) demesi gibi– birçok kişi The Odyssey‘i daha görmeden, “Batı kültürünü” baltalamak için tasarlanmış bir “psikolojik operasyondan” (psyop) farksız diyerek silip atmıştı. Bir X kullanıcısı Nolan’ı “Batı’nın düşmanı” olarak topa tutmuştu.
Neredeyse oybirliğiyle gelen iyi eleştiriler bile (The Odyssey şu anda Rotten Tomatoes’da yüzde 96 Eleştirmen Puanına sahip) “woke komplosunun” bir parçası olarak görüldü. Kendilerini Odyssey düşmanı ilan eden bu kişiler, filmin fragmanlarını eksilemek (downvote) ve genel olarak filmin izlenmesine karşı kampanya yürütmek için komplo kurdular.
Ancak King of Prussia Regal Sineması’nda sabotaj falan yoktu. Yerel elektrik şebekesi haritası, bölge genelinde son zamanlardaki aşırı hava koşullarından kaynaklanan onlarca benzer kesintiyi gösteriyordu. Bana da özellikle bu sinemanın son haftalarda kesintilerden mustarip olduğu söylendi.
Kapıdan geri çevrilen birkaç yüz sabahın körü sinema neferini ve sinemanın heba olan birkaç bin dolarlık gelirini bir kenara bırakırsak, The Odyssey‘e yönelik boykot muazzam bir başarısızlığa dönüşüyor. Ülke çapında tükenen IMAX gösterimleri de dahil olmak üzere erken bilet satışları, dünya çapında 200 milyon dolarlık bir gişe hasılatına işaret ediyor. Bu, onu Christopher Nolan’ın Batman karakterini içermeyen filmleri arasında en kârlı açılış yapacak. Karaborsa satışlarında bir film biletinin 1.000 dolara kadar alıcı bulduğu görüldü; üstelik alt tarafı bir film için! Her şey bittiğinde The Odyssey‘in dünya çapında bir milyar doları aşması hiç de şaşırtıcı olmaz.
İnsanlar The Odyssey’i izlemek için işten izin alıyor. Sıkı hayranlar, filmi olabildiğince en büyük ekranda izlemek için eyalet sınırlarını ve ulusal sınırları aşıyor. Bu haftanın başlarında, Kaliforniyalı bir kadının sırf filmi açılış haftasında, 70 mm IMAX’te izleme şansını kaçırmamak için hamileliğini ertelediğine dair bir hikaye bile dolaştı. Ben bizzat sırf izleyememek için gidiş-dönüş bir saatten fazla yol teptim.
Anti-Odyssey tepkisi ile filmin gerçek, organik hayran kitlesi arasındaki kopukluk oldukça aydınlatıcı. Dünyanın en kötü insanlarından bazılarının en iyi çabalarına rağmen; devasa canavarlarla savaşan, cadılarla yatağa giren büyük isimleri devasa ekranlarda görmeye yönelik temel insani arzuyu bastıramazsınız. Bir fragmanı eksileyebilirsiniz. Ancak geniş sinemasever kitlenin hayallerini eksileyemezsiniz.
Bu durum, internet “Söylem”inin (The Discourse) belirli unsurları ile gerçekliğin ta kendisi arasındaki uçurumun ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Belki de kendilerine raydan çıkarmak için daha mütevazı bir hedef seçmeliydiler; filmleri –hakkında ne düşünülürse düşünülsün– neredeyse “para basmakla” eşanlamlı olan bir film yapımcısını değil.
Bu kültür savaşı çekişmesinin büyük bir kısmı, giderek artan bir şekilde Batı şovenizmi, ırkçılık ve düpedüz antisosyal garipliklerle meşgul olan, paraya dönüştürülmüş bir öfke altyapısını sürdürmek için tamamen internet üzerinde varlık gösteriyor. Bu bana sevdiğim bir Simpsons şakasını hatırlatıyor: Marge, Homer’a (diğerine) mahvetmesi için sahte bir pasta yapar ki Maggie’nin gerçek doğum günü pastasını yok etmesin. X, işte o sahte pasta.
Ancak Nolan karşıtları için her şey bitmiş değil. Bu haftanın başlarında, yapay zeka film stüdyosu Fountain 0’ın hem Nolan’ın filmi etrafındaki heyecandan hem de gösterilen tepkiden para kazanmak için tamamen yapay zeka (AI) tarafından oluşturulmuş bir Odyssey filmi yayınlayacağı duyuruldu.
Bu, nefret edenlere verilmiş bir taviz gibi hissettiriyor. Gerçek sinema hayranları üç saatlik, gerçek bir IMAX aksiyon rekortmenine sahip olabilir. Batı medeniyetinin klavye delikanlısı savunucuları ise Nolan’dan nefret etmeye devam edip, Odyssey dozlarını dijital platformlara alelacele sürülen yapay zeka çöpüyle alabilirler; bu da onlara hem sahte pastalarına sahip olup hem de onu yiyebilmeleri için nadir bir fırsat sunuyor.